Rüya gibi: Cemal Süreya soruyor, Ahmet Kaya yanıtlıyor…

Rüya gibi: Cemal Süreya soruyor, Ahmet Kaya yanıtlıyor…

Cemal Süreya – Ahmet Kaya Röportajı Ahmet Kaya’nın yükselişini neye bağlayabiliriz? Gerçi bir günlük, bir yıllık olay değil bu. Çocukluğundan beri ezgiyle uğraşıyor. Ama yükselme grafiğinde son zamanlarda bir sıçrama olduğu da bir gerçek. Kasetleri 1 milyonun üzerinde satıyor. Depolitizasyon politikasının bir yerde kırılmasının onun kişiliğinde, ona hayran oluş biçiminde de yansıdığını söyleyebiliriz. Kendisine gönderilen son mektupların birkaç yüzünü elden geçirdik. Hepsinde de aynı nitelikte bir coşku bulduk; demokrasi isteği, dünyanın değişmesi özlemi… Depolitizasyona ilk tepki müzik alanında doğdu, diyebiliriz. Mahkumdan da mektup alıyor Ahmet Kaya, infaz memurundan da; esnaftan da, işçiden de, terzi kızdan da. Mektuplarda, bir müzisyene gönderilenin çok çok...

Devamı

Metin Eloğlu

İstanbul ağzına ve argoya iyice hâkim, atak, haylaz ve yaratıcı diliyle ünlü şair, ayrıca ressam. İki dizecik Şişedeki şiirinde Şişede durduğu gibi durmaz ki kâfir Tutar insana yaşamayı sevdirir diye övdüğü içki, özellikle de rakı, yazdıklarında hatırı sayılır bir yer tutar ya, sürpriz yapıp, 2009’da derlenen ve değme bir öykücü olduğunu gösteren öykülerinden bir örnek vermek daha iyi olabilir; 1952 tarihli Mahmut Bey’in girişi: “Saydım ki cebimde tam 93 kuruş kalmış… Eh, şuracığa girip, bir kadehçik daha rakı içebilirim, dedim. Barba o kadehin yanı sıra biraz piyaz, biraz pancar turşusu, biraz patlıcan kızartması verirse, oh ne âlâ… (…) İlla ki içmen mi lazım diye soracaksınız belki… Evet, içmem lazım! Mademki yavuklum beni bırakıp...

Devamı

Edip Cansever

İkinci Yeni şiirinin öncülerinden usta şair. Memet Fuat “Şiiri duyumsanan, düşünülen, ama başkalarına aktarılması kolay olmayan şeyleri anlatma çabasında arıyordu” der şair için. Cansever’in önde gelen tutkusu şiirdir, ama içki ve sigara tiryakiliği de şiirden aşağı kalmaz. Şiirlerinde içki/alkol günlük hayatın bir parçası olarak yerini alır: Ya alkol olmasaydı. Bir uzun bardaklarımız vardı. Ya da şu ünlü dize: Örneğin rakı içiyoruz, içimize bir karanfil düşüyor gibi. Yeğlediği içki rakıdır ama şiirinde şarabın da yeri vardır. Zaman zaman votka da içer. Liseyi bitirdiği yıllarda Beyoğlu’nda “Birayla votka içmeler başlıyor Ekspres’te ve Orman’da.” Edebiyat dünyasına adımını attıktan sonra da İstanbul, Suriçi’ndeki ve ayrıca İstanbul’un pek çok semtindeki meyhane...

Devamı

“Masa da masaymış ha”

Masa da masaymış ha Adam yaşama sevinci içinde Masaya anahtarlarını koydu Bakır kâseye çiçekleri koydu Sütünü yumurtasını koydu Pencereden gelen ışığı koydu Bisiklet sesini çıkrık sesini Ekmeğin havanın yumuşaklığını koydu Adam masaya Aklında olup bitenleri koydu Ne yapmak istiyordu hayatta İşte onu koydu Kimi seviyordu kimi sevmiyordu Adam masaya onları da koydu Üç kere üç dokuz ederdi Adam koydu masaya dokuzu Pencere yanındaydı gökyüzü yanında Uzandı masaya sonsuzu koydu Bir bira içmek istiyordu kaç gündür Masaya biranın dökülüşünü koydu Uykusunu koydu uyanıklığını koydu Tokluğunu açlığını koydu Masa da masaymış ha Bana mısın demedi bu kadar yüke Bir iki sallandı durdu Adam ha babam koyuyordu. Edip...

Devamı

Esrik anlarımın bıçkın nefesleri…

Sıkı bir rakı tiryakisi olarak şunu da itiraf etmek isterim ki kimi zaman ölçüyü fazla kaçırıp kendimi şair hissettiğim de olmuyor değil. Ne de olsa rakı denen yaramaz çocuk insanın gözüne pembe gözlükleri takıyor o anlarda ve dünyayı tozpembe olarak gösteriyor insana. Fena da olmuyor hani, dertlerden, üzüntü ve kuruntulardan arındırıyor adamı. Bu gibi anlarda genellikle tekrar kadehime uzanıp platonik ve romantik duygularımın esiri olarak mutluluğa koşuyorum. Kimileri hiç yaşanmamış aşklar olsa bile… Sebebi ne olursa olsun, bu böyle oluyor hep. İşte o anlarda kalemi elime alıyorum ve zaman adlı meçhulde farklı dünyalara uçuyorum, hem de uçabildiğim kadar uçuyorum. Aşağıdaki nefesler hep o anlarla, hep o dünyalarla ilgili. Umarım beğenirsiniz. Hercai menekşe’nin...

Devamı

26 Mart “Ölmeme Günü”

Bugünün, 26 Mart, “Ölmeme Günü” olduğunu biliyor muydunuz? “Ölmeme Günü” de neymiş demeyin, edebiyatla ilgili kimselerin yakından bildiği, Türk şiirinin belki de en önemli isimlerinin farkında olmadan icat ettikleri bir gün bu. Tekrarlayalım, adındaki şiir’i de fark edeceksinizdir: “Ölmeme Günü”. Gelelim hikâyesine… Başını Turgut Uyar ile Edip Cansever’in çektiği bir grup şair, bir gün “sevgilileri” ile birlikte Rumeli Hisarı’ndaki bir meyhanede oturmaktadırlar. Her şey yolunda. Rakı güzel. Muhabbet güzel. Dünya güzel. Derken, masadaki hanımlardan biri hastalığından, vücudundaki bir iğneden bahseder; vücudunda dolaşan iğnenin kalbine saplanması korkusuyla yaşadığı endişeyi anlatır. “Ölüm” korkusuyla… Bir şişe rakı ister Turgut Uyar masaya, tüm şairlerin...

Devamı

Orhan Veli Kanık

Orhan Veli Kanık

(1914-1950) Türk şiirini değiştirenlerin başında gelen büyük şair. Garip’lerin birincisi. Üç kişiydiler. Daha yirmili yaşlarda sarstılar eski anlayışları. Ömrü olsaydı kim bilir neler yazacaktı, şiiri ne kadar zenginleştirecekti. Bir ara “Urumelihisarı’na oturmuşum;” demişti, sonsuz uykusunu da Urumeli Hisarı’ndaki Aşiyan Mezarlığı’nda sürdürüyor. Melih Cevdet Anday, birlikte geçen lise yıllarında, şiirle nasıl bütünleştiklerini şöyle anlatır: “Şiir, edebiyat yüzünden arkadaş olduk. Dersten kaçıp bahçede bir köşeye gizlenerek, tenha parklarda ağır ağır dolaşarak, yahut evde, elimizde kitaplar, kâğıtlarla geçirdiğimiz o sakin saatleri, hep şiir, edebiyat konuşmaları ile geçen o iyi saatleri andıkça Orhan’ın oyunu, eğlencesi, saadeti hep şiirdi, edebiyattı, diye...

Devamı

İlhan Berk: “Ben şiirin en uç noktalarını sevdim…”

Özet: TRT Türk “Notlar” programında İlhan Berk…

Devamı

Turgut Uyar

İkinci Yeni akımının önde gelen şairlerinden. Aslında rakıcı değil, votkacıydı. Ama rakı sofrasında dostlarla birlikte vakit geçirmekten hoşlanırdı. Fethi Naci, 1959’da Ankara’da Can Yücel’in tanıştırdığı Turgut Uyar’ın kolay dostluk kuran insanlardan olmadığını söyler. Bir yıllık askerliği boyunca her pazar gününü onun evinde geçirmiştir: “Turgut, mutfakta keyifle yemek yapardı. Üstelik çok güzel yemek yapardı. Özellikle patlıcan salatası ünlüydü. Ben de arkalıksız, küçük bir hasır iskemleye oturur, Turgut’u seyrederdim. Dostluğumuz başlayalı daha bir yıl bile olmamıştı ama bu kısa süre içinde konuşmuş olmak için konuşmak zorunluluğundan kurtulmuştuk. O, yemeği hazırlar, votkasını içerken ben de rakımı yudumlardım.” 1968 yazında ise Paşabahçe’de buluşur...

Devamı

Can Yücel

Can Yücel

(1926-1999) Şiiri ve gerçek bir derviş olarak sürdürdüğü dopdolu yaşamıyla kendine has bir yer edinmiş büyük şair; büyük rakıcı; nam-ı diğer Can Baba. Halk deyişlerinden, argodan, tiyatro, müzik ve resim başta olmak üzere antik ve modern sanatların neredeyse bütün kollarından yararlanarak kurduğu şiir diliyle tanınmıştır. Can Yücel için yaşam, “canlı, materyalist, diyalektik, imgesel ve şaşırtıcıdır.” Sık sık andığı Terentius’un ünlü sözü, onu evrensel kültür ve komünist hümanizma ile bütünleştiren şiirinin de eksenidir: “İnsana özgü olan hiçbir şey bana yabancı değildir.” Bir söyleşisinde kendisini “Dionysos kavmindenim, yani yaşama sevinci veren bir Anadoluluyum” sözleriyle tanımlar. Can Yücel’e ilişkin yazıların birçoğu “Can Baba’yla bir gün içerken” diye...

Devamı

Can gülerse canan güler…

Can gülerse canan güler…

“Âdâbıyla Rakı ve Çilingir Sofrası” adlı kitabımın girizgâhında “Alkol balığa benzer, onunla flört etmek istiyorsak eğer, önce yüzmeyi öğrenmemiz gerekir” diyerek söze başlamıştım. Aslında rakı âdâbının tüm inceliklerini bu söze yüklemeye çalışmıştım. Başarılı da olmuştum sanırım. Rakı kültürümüzün incelikleri ayrıntılarda gizliydi çünkü. Bugün ise farklı bir ayrıntıya girip çokça rakı içtiğim bir gece kaleme aldığım bir şiirimle başlayacağım söze. Bakın rakı denen o güzel teselli aracı neler söyletmiş bana: Göz gözü gözler, göz özü söyler, dil ahu dilber Söylemek değildir, çileyi çekip susmaktır hüner Şu evrene bir bak dostum! Her iki birdir, birdir Can gülerse canın güler, evrende döner de döner Döner de döner… Döner de döner… Bu şiiri yazarken Fransız...

Devamı

Cahit Sıtkı Tarancı

Cahit Sıtkı Tarancı

(1910-1956) Melankolik dizeleri ile tanınmış, Otuz Beş Yaş ve bir meyhane klasiği olan “Abbas” şiirleriyle özdeşleşmiş şair. Sait Faik ve Orhan Veli’nin can yoldaşı, kadeh arkadaşıydı. İçkiye, özellikle rakıya pek düşkündü. Öyle ki, kendisinden sonra gelen İkinci Yeni kuşağında onun yerini ancak Edip Cansever gibi bir büyük içici doldurabildi. Ankara’da bulunduğu dönemde Kürdün Meyhanesi’nin, Üç Nal’ın müdavimlerindendi. Buralarda Nurullah Ataç, Ahmet Muhip Dıranas, Melih Cevdet Anday, Oktay Rifat, Mehmed Kemal, Fahir Aksoy gibi edebiyatçı ve sanatçılarla yarenlik etti. Uzun içki gecelerin “Paydos” adlı şiirinde anlattığı Hilmi Baba’da bitirmeyi severdi. Geçimini sağlamak için her hafta Cumhuriyet gazetesine yazdığı öykülerden birinde (Mavromatis Efendi, 5 Kasım...

Devamı

Anason kokulu maniler…

Anason kokulu maniler…

Bir elde altın kadeh Öbüründe bir meze Aldattı gönül verdim Kadir bilmez bilmeze Bilindiği gibi insanın gönlünde sıcacık ufuklar açan maniler çok eski çağlardan başlayarak zamanımıza kadar varlığını sürdüren genellikle yedi heceli, dört mısradan oluşan küçük ve müstakil halk şiirleridir. Yaygın temaları aşk ve özlem olmasına rağmen, niyet ve fal manileri, iş manileri, bekçi ve davulcu manileri, bazı sokak satıcılarının söyledikleri maniler, İstanbul meydan kahvelerinin cinaslı manileri, Doğu Anadolu’ya özgü hikâye ve mektup manileri, ayrılık ve gurbet manileri, manilerde işlenen temalardan bazılarıdır. Bugün yurdumuzun hemen her köşesinde o bölgenin türlü özelliklerini yansıtan birbirinden güzel binlerce maniyi “Türk Maniler Antolojisi” (Güldeste) adlı eşsiz...

Devamı

Melih Cevdet Anday

Şair; roman, deneme, tiyatro oyunu, köşe yazarı, çevirmen, öğretmen. Üç Garip’in biri. Çok sayıda üst düzeyde yapıt, çok sayıda önemli ödül, çok sayıda dost ve epeyce düşman sahibi… Sözünü sakınmayan, aydınlanmanın gönüllü neferi… Yaşamının son 15 yılında, genellikle Cumhuriyet Meyhanesi’nde her çarşamba yapılan öğle rakılarında dostlarının Sokrates’i oldu. Düşündü, düşündürdü, konuştu, konuşturdu. Eşi Suna Hanımın dediği gibi onunla konuşurken insan kendini akıllı sanırdı. Masada rakı bitince ortaya seslenirdi: “Kerbela mı burası?..” İçkiyle ilişkisini şu sözlerle anlatmıştı: “İçtiğimiz akşamlar ne çok neşelendiğimizi düşünüp şaşırıyorum şimdi. Gerçekte gençlik demek neşe  demektir. İçki o neşeyi doruğuna çıkarır, hatta aşırtır o neşeyi. Çoğun...

Devamı

Edip Cansever’de Alkol Oranları

Edip Cansever’de Alkol Oranları

-Kimseler tutamaz benim bu kadehi tuttuğum gibi…- Alkol, Homeros’un bin yıllarla tanımlanan zaman öncesi deyişlerinden Ömer Hayyam’ın rubailerine, Shakespeare’nin şiirsel oyunlarından, sonelerinden, onu tertemiz bir Türkçe ile dilimize kazandıran Can Yücel’in şiirlerine, kendi deyimiyle edebiyatımızın en “kuru” şairlerinden Attila İlhan’dan pop edebiyat diye adlandırabileceğimiz kimi şiir yazıcılarına kadar her kesimden, her kısım edebiyata incecik bir su, hatta rakı damlası gibi sızmıştır. Eski zamanlardaki ikindi vakitleri, güneş rakı burcuna girmeye başlamışken, artık adlarıyla bile bir klasik olmuş meyhanelerde içerek şiir ya da sanat ya da hayat üzerine söyleşen şair imajı, sanayileşen toplumumuzun cehennemi, metropol şehirlerinin sıkıntısı, ağır ekonomik...

Devamı

Cemal Süreya: “Sen yokken ben bardağı bile mutfağa götüremiyorum.”

Cemal Süreya: “Sen yokken ben bardağı bile mutfağa götüremiyorum.”

Onuncu mektup Dün senden ayrıldıktan sonra eve gittim. Akşam geç saatlere dek bekledim. Memo gelmedi. Sonra madam söyledi; Nihal telefon etmiş; bu gece Nihal’lerde kalacaklarmış; hoşuma gitmedi bu; çünkü oğlumla beraber olmak isterdim. Sanırım Memo da beni aramıştır. Böylece, annenin gezme sevdası daha ilk günden başladı bile. Her neyse, seni düşündüm bütün gün, bütün gece. Bizim ne büyük mutluluğumuz, ne kocaman aşkımız var; başka kişilerin düzenimizi bozmalarına izin vermemeliyiz. * Şimdi daha iyisin ya. Bugün dördüncü gün. Elif ne zaman doğacak acaba? Onun için neler düşünüyorum bilsen. İşten ayrılacaksın. Derginin sahibi olacaksın ve bu sıfatınla Bağ-Kur’a bağlı prim ödeyeceksin. Böylece 7-8 yılda emekli olman ve sözgelimi 2000 lira (hiç değilse...

Devamı

Cemal Süreya

Cemal Süreya

(1931-1990) İkinci Yeni şiirinin öncülerinden, cins şair, Türk şiirinin C vitamini; deneme-eleştiri, portre, günlük yazarı; dergici; çevirmen. Cemalettin Seber olan asıl adıyla ise bürokrat. İki adla yetinmedi, bazı yazılarında Ali Hakir, Osman Mazlum gibi başka adlar da kullandı. Rakıyla geç tanışmıştır, ama arkadaşı Edip Cansever’in “Cemal’e rakı içmeyi ben öğrettim” dediğini duyduğunda çok alınır; intikamını da fena alır: “Edip’e şiir yazmayı ben öğrettim” der bir yerde. Araları düzeldiğinde ise “Edip’le barıştık” diye dünyaya ilan eder, “Bana rakı içmeyi Edip öğretti” diye eklemeyi de ihmal etmez. Rakı, şiirinde, kimi kez bir sözcük, kimi kez bir jest olarak tek tük görünür; maliye müfettişi, Darphane Müdürü Cemalettin Seber’e ise daha seyrek uğrar. Şair,...

Devamı

Kızılcık

Kızılcık Orhan Veli’nin ünlü şiiri. 1940-50’lerin efsanevi meyhanesi Lambo’da yaşanan sayısız anı, edebiyatçılar, gazeteciler, sanatçılar tarafından aktarılmıştır. Bunlardan biri Kızılcık şiirini eleştiren toplumcu gerçekçi şair Ömer Faruk Toprak ile Orhan Veli arasında geçen diyalogdur. Ömer Faruk, o geceyi şöyle anlatır: “Beyoğlu Balık Pazarı’na girerken, çiçeklerin kokusundan nasibimizi aldık. Az sonra, sağ taraftaki sokakta Lambo’nun küçük meyhanesi önündeydik. İçerde Cahit Irgat demleniyordu. O alkolün yarısını yürütmüştü. Lambo, o kurnaz gülüşüyle karşıladı bizi. Beş dakika sonra, Orhan Veli kadehini bitirmişti bile. Baktım. Akşam karanlığı, dışardan içeriye sarkmaya başlamıştı. Lambo’nun az mumlu ampulleri daha da sarılaştırdı içersini. Cahit Irgat,...

Devamı