Metin Eloğlu

İstanbul ağzına ve argoya iyice hâkim, atak, haylaz ve yaratıcı diliyle ünlü şair, ayrıca ressam. İki dizecik Şişedeki şiirinde Şişede durduğu gibi durmaz ki kâfir Tutar insana yaşamayı sevdirir diye övdüğü içki, özellikle de rakı, yazdıklarında hatırı sayılır bir yer tutar ya, sürpriz yapıp, 2009’da derlenen ve değme bir öykücü olduğunu gösteren öykülerinden bir örnek vermek daha iyi olabilir; 1952 tarihli Mahmut Bey’in girişi: “Saydım ki cebimde tam 93 kuruş kalmış… Eh, şuracığa girip, bir kadehçik daha rakı içebilirim, dedim. Barba o kadehin yanı sıra biraz piyaz, biraz pancar turşusu, biraz patlıcan kızartması verirse, oh ne âlâ… (…) İlla ki içmen mi lazım diye soracaksınız belki… Evet, içmem lazım! Mademki yavuklum beni bırakıp...

Devamı

Turgut Uyar

İkinci Yeni akımının önde gelen şairlerinden. Aslında rakıcı değil, votkacıydı. Ama rakı sofrasında dostlarla birlikte vakit geçirmekten hoşlanırdı. Fethi Naci, 1959’da Ankara’da Can Yücel’in tanıştırdığı Turgut Uyar’ın kolay dostluk kuran insanlardan olmadığını söyler. Bir yıllık askerliği boyunca her pazar gününü onun evinde geçirmiştir: “Turgut, mutfakta keyifle yemek yapardı. Üstelik çok güzel yemek yapardı. Özellikle patlıcan salatası ünlüydü. Ben de arkalıksız, küçük bir hasır iskemleye oturur, Turgut’u seyrederdim. Dostluğumuz başlayalı daha bir yıl bile olmamıştı ama bu kısa süre içinde konuşmuş olmak için konuşmak zorunluluğundan kurtulmuştuk. O, yemeği hazırlar, votkasını içerken ben de rakımı yudumlardım.” 1968 yazında ise Paşabahçe’de buluşur...

Devamı

Kızılcık

Kızılcık Orhan Veli’nin ünlü şiiri. 1940-50’lerin efsanevi meyhanesi Lambo’da yaşanan sayısız anı, edebiyatçılar, gazeteciler, sanatçılar tarafından aktarılmıştır. Bunlardan biri Kızılcık şiirini eleştiren toplumcu gerçekçi şair Ömer Faruk Toprak ile Orhan Veli arasında geçen diyalogdur. Ömer Faruk, o geceyi şöyle anlatır: “Beyoğlu Balık Pazarı’na girerken, çiçeklerin kokusundan nasibimizi aldık. Az sonra, sağ taraftaki sokakta Lambo’nun küçük meyhanesi önündeydik. İçerde Cahit Irgat demleniyordu. O alkolün yarısını yürütmüştü. Lambo, o kurnaz gülüşüyle karşıladı bizi. Beş dakika sonra, Orhan Veli kadehini bitirmişti bile. Baktım. Akşam karanlığı, dışardan içeriye sarkmaya başlamıştı. Lambo’nun az mumlu ampulleri daha da sarılaştırdı içersini. Cahit Irgat,...

Devamı

Edip Cansever

İkinci Yeni şiirinin öncülerinden usta şair. Memet Fuat “Şiiri duyumsanan, düşünülen, ama başkalarına aktarılması kolay olmayan şeyleri anlatma çabasında arıyordu” der şair için. Cansever’in önde gelen tutkusu şiirdir, ama içki ve sigara tiryakiliği de şiirden aşağı kalmaz. Şiirlerinde içki/alkol günlük hayatın bir parçası olarak yerini alır: Ya alkol olmasaydı. Bir uzun bardaklarımız vardı. Ya da şu ünlü dize: Örneğin rakı içiyoruz, içimize bir karanfil düşüyor gibi. Yeğlediği içki rakıdır ama şiirinde şarabın da yeri vardır. Zaman zaman votka da içer. Liseyi bitirdiği yıllarda Beyoğlu’nda “Birayla votka içmeler başlıyor Ekspres’te ve Orman’da.” Edebiyat dünyasına adımını attıktan sonra da İstanbul, Suriçi’ndeki ve ayrıca İstanbul’un pek çok semtindeki meyhane...

Devamı

Melih Cevdet Anday

Şair; roman, deneme, tiyatro oyunu, köşe yazarı, çevirmen, öğretmen. Üç Garip’in biri. Çok sayıda üst düzeyde yapıt, çok sayıda önemli ödül, çok sayıda dost ve epeyce düşman sahibi… Sözünü sakınmayan, aydınlanmanın gönüllü neferi… Yaşamının son 15 yılında, genellikle Cumhuriyet Meyhanesi’nde her çarşamba yapılan öğle rakılarında dostlarının Sokrates’i oldu. Düşündü, düşündürdü, konuştu, konuşturdu. Eşi Suna Hanımın dediği gibi onunla konuşurken insan kendini akıllı sanırdı. Masada rakı bitince ortaya seslenirdi: “Kerbela mı burası?..” İçkiyle ilişkisini şu sözlerle anlatmıştı: “İçtiğimiz akşamlar ne çok neşelendiğimizi düşünüp şaşırıyorum şimdi. Gerçekte gençlik demek neşe  demektir. İçki o neşeyi doruğuna çıkarır, hatta aşırtır o neşeyi. Çoğun...

Devamı

26 Mart “Ölmeme Günü”

Bugünün, 26 Mart, “Ölmeme Günü” olduğunu biliyor muydunuz? “Ölmeme Günü” de neymiş demeyin, edebiyatla ilgili kimselerin yakından bildiği, Türk şiirinin belki de en önemli isimlerinin farkında olmadan icat ettikleri bir gün bu. Tekrarlayalım, adındaki şiir’i de fark edeceksinizdir: “Ölmeme Günü”. Gelelim hikâyesine… Başını Turgut Uyar ile Edip Cansever’in çektiği bir grup şair, bir gün “sevgilileri” ile birlikte Rumeli Hisarı’ndaki bir meyhanede oturmaktadırlar. Her şey yolunda. Rakı güzel. Muhabbet güzel. Dünya güzel. Derken, masadaki hanımlardan biri hastalığından, vücudundaki bir iğneden bahseder; vücudunda dolaşan iğnenin kalbine saplanması korkusuyla yaşadığı endişeyi anlatır. “Ölüm” korkusuyla… Bir şişe rakı ister Turgut Uyar masaya, tüm şairlerin...

Devamı